Hayat oyunlarla dolu sözünü ilk duyduğum zaman yaşım pek büyük değildi. Gerçeken o gün hayatı çok sevmiştim. Aklımda güzel oyuncaklarla oynadığımız güzel oyunlar gelmişti. İstop, yakantop falan. Kaleci olmak zorunda olmayacağım bi mahalle maçı ya da.
Günler yılları peşine takıp başlayınca koşturmaya bunu bile oyun sanmıştı saf zihnim. Bir bir artmaya başladıkça çetelemdeki çizikler oyunların şekli de değişmişti. Daha komplikelerdi artık. Satranç öğrenmiştim mesela. Gazetenin verdiği karton satranç setinde anlatmıştı dayım atın L gittiğini. +At neden L gitsin ki? +Kural böyle.
Yeni oyunlar yeni oyunları yeni yıllar yeni yılları kovaladı sonra ve bir gün artık oyunların hayatlar üzerine oynandığı zamanlara geldik. Düşünüyorum da heralde bu zamanlarda kazanmak istediğim hiç bir oyun kazanamadım. Tutturamadım ayarı bi türlü. Deşildim kurcalandım. Karton satranç seti gibi dağıldım yittim. Ne bir yüz vardı ne bir ses, sadece sırtımdan kalbime saplanan bir mızrak gibi sözler. +Neden yaptın bunu bana? +Kural böyle.
Kaçmak istedim artık, kaçmak istedim. Başarmıştım aslında ama sonra..
Sonrası tekrarlardan mı ibaret. Bilemedim. Sadece oynamak istemiyorum artık ben bu oyunu yaşamak istiyorum dedim. Oynayacaksın dediler. +Neden, yaşamak istiyorum ben.. +Kural böyle..
Spastik!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder