29 Haziran 2013 Cumartesi

Sen bu gençlikle nasıl baş edeceksin padişahım?


Sen bu gençlikle nasıl baş edeceksin padişahım? Bu memlekette sandığınızdan çok fazla Aydın yetişti az zamanda yapılan işlerle ve onların kısmen a-politik nesilleri ama onlar da hep direndiler kendi özgürlükleri için, daha aydın olmak için. Onlar sevmedi siyaseti çünkü kirli yüzünü görebilecek ve iğrenecek kadar insanlardı. Evet tükettiler çünkü tükettiklerinden çok daha fazlasını üretecek potansiyel güçleri vardı. Sustular evet, çünkü direnmeye devam da etseler özgürlükleri için büyüklerine karşı, onlara saygıda kusur etmeyecek kadar da bağlıydılar özlerine. Okudular, izlediler, dinlediler, yazdılar, çizdiler. Yonttular taşı, büktüler metali ve küçük heykeller yaptılar kocaman fikirlerle. Negatiften yaktılar kağıdı, dokundukları her şeyden çıkarttılar notaları. Çarkların içinde her gün ezilirken her soluk alışlarında dağlara, denizlere attılar kendilerini. Düştüler yollara dere tepe. Aşık oldular bir taraftan doğaya bir taraftan her gün harap ettiğiniz ormanlara ağladılar, kuruttuğunuz dereler yerine. Yüzlerine baktılar biri birlerinin, gözlerinin derinliklerine. İnsanı gördüler orda saf haliyle. Bitmedi hiç fikirleri, doyamadılar düşünmeye. Siz onları bilgisayarın iki boyutlu ekranında zannederken, sizin varlığından bile haberdar olmadığınız altıncı boyutta hayaller kurdular. Uzayı düşündüler, evreni. Güneşi düşündüler, toprağı. Memleket toprağı zehirli tanelere ayrılıp dağılırken ellerinden parça parça, işte o zaman anladılar sadece gözyaşlarının yetmediğini derelere. Dağılmaya başladılar yurdun her yerine. Baş kaldırdılar.

Sen nasıl baş edeceksin şimdi bu gençlikle padişahım? Hiçbir şeyin farkında değiller zannederken siz her gün yaptıklarınız acı acı birikti iman tahtalarında. Kalpleri ağırlaştı. Öyle küçümsedin ki onları evlerinin içine bile girmeye çalıştın haddin olmadan ve uyandırdın onları gözlerinin önündeki ağacı köklerinden çatırdatarak. Sarıldılar işte o gençler acımasız tekmeler arasında başka bir cana, sadece korumak için bir avuç sonbahar yaprağını. Siz çektikçe ağacı yukarı, nasıl bilebilirdiniz ki bu kadar kök fışkıracak yüreklerden biri birine kenetli. Şimdi söyle, sen nasıl baş edeceksin bu gençlikle padişahım? Kaçırdın uykularını artık bu insanların. Evlerinde, sokaklarında, parklarında, banklarında, bakarken denize karşı ya da tepesi karlı bir dağa, içlerinde huzuru tekrar hissetmeden de dönmeyecekler evlerine. Sokaktakileri yalnız bırakmayacaklar. Her gün daha da kök salacaklar, daha da yürek birleşecek bu orman kardeşliğine. İnsanların ormanı, yenecek insan gibi davranan baltaların hükümdarlığını. Ve bitecek padişahlık. Söyle,

SpAstik!!!