11 Eylül 2013 Çarşamba

Biz..



Sizler çıldırmış sırtlanlar gibi akıtırken salyalarınızı
Delmeden bağrımızı
Şişlemeden tüm kainatı içine sığdırdığımız aklımızı
Biz çoktan kalkmıştık yerden göğe doğru
Binlerce dereden birleşerek
Coşkuyla başlamıştık akmaya
Kurak topraklara, yemyeşil ovalara ve bağrına akmıştık memleketin

SpAstik!!

7 Ağustos 2013 Çarşamba

insanlığım



elinde sopa, elimde kalem,
senin zihnine sığmayan örümcek ağları
benim paylaştıkça çoğalan hayallerim

değil sopa, tunçtan mızraklarla deştin böğrümü,
çarmıhın kuru yüzüne çakarken ellerimi çivilerle
gıcırdayan metal ahşap sesi ve balyozun haykırışı

unutur mu insanlığın hafızası seni
binlerce değil milyonlarca öldürdün
geri geldik ılık yağmurla toprağa geri

sen var oldukça ve baktıkça bana
içine kan oturmuş nefretle
göreceğin tek şey gözümde
sana yenilmeyeceğimin inancı

SpAstik!!

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Sen ve Ben

İkimiz de güneşiz
Işığın saf enerji hali
Hayat veren gezegenlere
Sen ve Ben.

SpAstik!!! 

29 Haziran 2013 Cumartesi

Sen bu gençlikle nasıl baş edeceksin padişahım?


Sen bu gençlikle nasıl baş edeceksin padişahım? Bu memlekette sandığınızdan çok fazla Aydın yetişti az zamanda yapılan işlerle ve onların kısmen a-politik nesilleri ama onlar da hep direndiler kendi özgürlükleri için, daha aydın olmak için. Onlar sevmedi siyaseti çünkü kirli yüzünü görebilecek ve iğrenecek kadar insanlardı. Evet tükettiler çünkü tükettiklerinden çok daha fazlasını üretecek potansiyel güçleri vardı. Sustular evet, çünkü direnmeye devam da etseler özgürlükleri için büyüklerine karşı, onlara saygıda kusur etmeyecek kadar da bağlıydılar özlerine. Okudular, izlediler, dinlediler, yazdılar, çizdiler. Yonttular taşı, büktüler metali ve küçük heykeller yaptılar kocaman fikirlerle. Negatiften yaktılar kağıdı, dokundukları her şeyden çıkarttılar notaları. Çarkların içinde her gün ezilirken her soluk alışlarında dağlara, denizlere attılar kendilerini. Düştüler yollara dere tepe. Aşık oldular bir taraftan doğaya bir taraftan her gün harap ettiğiniz ormanlara ağladılar, kuruttuğunuz dereler yerine. Yüzlerine baktılar biri birlerinin, gözlerinin derinliklerine. İnsanı gördüler orda saf haliyle. Bitmedi hiç fikirleri, doyamadılar düşünmeye. Siz onları bilgisayarın iki boyutlu ekranında zannederken, sizin varlığından bile haberdar olmadığınız altıncı boyutta hayaller kurdular. Uzayı düşündüler, evreni. Güneşi düşündüler, toprağı. Memleket toprağı zehirli tanelere ayrılıp dağılırken ellerinden parça parça, işte o zaman anladılar sadece gözyaşlarının yetmediğini derelere. Dağılmaya başladılar yurdun her yerine. Baş kaldırdılar.

Sen nasıl baş edeceksin şimdi bu gençlikle padişahım? Hiçbir şeyin farkında değiller zannederken siz her gün yaptıklarınız acı acı birikti iman tahtalarında. Kalpleri ağırlaştı. Öyle küçümsedin ki onları evlerinin içine bile girmeye çalıştın haddin olmadan ve uyandırdın onları gözlerinin önündeki ağacı köklerinden çatırdatarak. Sarıldılar işte o gençler acımasız tekmeler arasında başka bir cana, sadece korumak için bir avuç sonbahar yaprağını. Siz çektikçe ağacı yukarı, nasıl bilebilirdiniz ki bu kadar kök fışkıracak yüreklerden biri birine kenetli. Şimdi söyle, sen nasıl baş edeceksin bu gençlikle padişahım? Kaçırdın uykularını artık bu insanların. Evlerinde, sokaklarında, parklarında, banklarında, bakarken denize karşı ya da tepesi karlı bir dağa, içlerinde huzuru tekrar hissetmeden de dönmeyecekler evlerine. Sokaktakileri yalnız bırakmayacaklar. Her gün daha da kök salacaklar, daha da yürek birleşecek bu orman kardeşliğine. İnsanların ormanı, yenecek insan gibi davranan baltaların hükümdarlığını. Ve bitecek padişahlık. Söyle,

SpAstik!!!

18 Aralık 2012 Salı

rüya

Gördüğüm rüyalardan uyanmadan
Nasıl anlayabilirim ki seni
Bütün kuşların özgür uçtuğu
Yalan bir dünya var zihnimde
İşte bu yüzden anlamak istemiyorum
Gerçeği..

Spastik!!!

21 Kasım 2012 Çarşamba

Medya ve Manipülasyon


                Medya yani Türkçe karşılığıyla Basın-yayın “Basın-yayın (kitle iletişim araçları, kitlesel medya), günlük dilde radyo, televizyon, gazete, dergi gibi elektronik veya yazılı basın organlarını anlatmak için kullanılan bir terimdir. Tarihten gelen süreç içerisinde baktığımızda, toplumların aydınlanmasında, reaksiyon göstermesinde basının önemli bir rolü vardır. Bu reaksiyon gerek iktidara, gerekse muhalif olanlara yönelebilir. Ancak burada önemli olan basının büyük kitleler üzerindeki etkisidir.” tanımlamalarıyla açıklanmaya başlar Wikipedia'da. Bu tanımlamanın ne kadar bilimsel olduğu tartışılabilir olmakla beraber dikkate değer olduğu mutlaktır. Asıl önemli nokta nelerin medya araçları olduğundan ziyade bu araçların toplumu nasıl etkilediğidir. Bu noktada da toplumun medya ile kurduğu ilişki ve medyanın toplum ile kurduğu ilişki önem arz etmektedir.
                Medyanın bilgi verici ve aydınlatıcı rolü kesinlikle yadsınamaz. Avrupa'da modern matbaanın bulunması ve aydınlanma hareketlerinin ardından günümüz karşılığıyla oluşmaya başlayan yazılı basın araçları avrupa toplumunun kitlesel şekilde bilinçlenmesini ve çevresinde olup biten olaylara karşı farkındalığını ciddi bir şekilde arttırmıştır. Özellikle gazetelerin siyasi boyut kazanmasının ardından fikir hareketleri toplumsal tabanını elde edebilmek adına yadsınamaz bir şansa sahip olmuştur. Günümüzde bile bu etkinin izdüşümü olarak gelişmiş avrupa toplumlarının kişi başına en çok günlük gazete okunan ülkeler sıralamasında başları çekmekte olduğu görülmektedir.
                Peki günümüzde durum nedir? Medya hala aydınlanmayı mı sunuyor yoksa bizden gerçekleri mi gizliyor? Bu soruya net bir cevap vermek pek tabii ki mümkün değildir. İç içe geçmiş kavramlarla ve iç içe geçmiş ilişkiler ağında bu sorunun tek bir yanıtı olmayacaktır. Hatta verilecek yanıtlar kendi içinde bile zaman zaman tutarlılık göstermeyecektir belki de. Ancak her kim her ne fikrin arkasında durursa dursun medyanın artık çok da masum olmadığı gerçeğinin farkında olması gerekmektedir.
                Medya araçları, özellikle işitsel ve görsel araçların gelişiminin ardından önemli bir toplumsal yönetim  aracı olarak kullanılmaya başlamış ve toplumsal yönetim politikalarına önderlik etmişlerdir, günümüzde de etmektedirler. Medya araçlarının daha büyük kitlelere ulaşılabilirliği sağlandıkça çıkar grupları için de önemi gün ve gün artmış ve kitlesel manipülasyon artan oranla toplumları etkilemeye devam etmiştir. Medya baronları ortaya çıkmış ve siyasi iktidarlar ile medya baronları arasında organik bir bağ oluşmaya başlamıştır. Her siyasi çevre kendi medyasını yaratarak gücünü bu yolla arttırmaya çalışmıştır. Temel olarak bir ideolojinin medya araçlarını kullanarak amaçlarını kitlelere ulaştırmaya çalışması ahlaki olarak yanlış olmasa bile, günümüzde iç içe girerek biri birinden beslenmeye başlayan bölgesel ideolojiler ve emperyalizm bu savı da kendi lehine kullanmanın yolunu yine medya araçlarıyla bulmaya ve sürdürmeye çalışmaktadır. Medya araçları aynı zamanda kapitalizmin ve günümüzde özellikle neo-liberalizmin en önemli kılıçdarı olarak kitlelerin gözlerini karartmaya devam etmektedir.
                BBC'nin 2002 yılında yayınladığı “The Century of the Self” (Ben Yüzyılı) isimli dört bölümlük belgeselinde medya araçlarının toplumsal manipülasyondaki etkisine önemli atıflar yapılmaktadır. Freud'un bilimsel yaklaşımlarını temel alarak yeğeni Edward Bernays -ki kendisi günümüz reklamcılığının önderi sayılır- tarafından medya araçları da kullanılarak kitlelerin nasıl tüketime yönlendirildiği çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Belgeselde Edwar Bernays'dan sonra da Amerikan toplumunu manipüle etmek amacıyla kullanılan yöntemler ve bu noktada medyanın önemi de açıkça görülmektedir. Şüphesiz ki Birleşik Devletler, kendi toplumu üzerinde uygulanan denemelerle (Gerek sermaye grupları gerekse bizzat devlet tarafından uygulanan yöntemlerin genel verileri neticesinde) uzmanlaştığı kitlesel manipülasyon yöntemlerini bir ileri aşamaya götürerek diğer toplumlar üzerinde de denemek için çok beklememiştir. Hepimizin bildiği gibi katlettiği Kızılderilileri acımasız kafa derisi yüzücüler olarak göstermiş, kaybettiği Vietnam savaşını Hollywood'da kazanmış, 1991 yılında Irak'a bomba yağdırırken bunu canlı yayından tüm dünyaya havai fişek gösterisi tadında sunmuş ve hatta kendi topraklarındaki iki kuleyi canlı yayında milyonlarca insanın gözü önünde “vurdurtmuştu”. Kızılderililer komünistlere, komünistler müslüman teröristlere dönüşedursun dünya toplumları medya eli ile ağır ve sürekli bir korku politikası ile yüz yüze bırakılmıştır.
                Korku ve gerilim politikaları dünya çapında yönlendirildiği gibi bölgesel düzeyde bölgesel politikalar çerçevesinde de çıkar gruplarına hizmet etmeye devam etmektedir. Bunun en önemli örneklerinden biri 2002 yılında Venezuela'da yaşanan darbe girişimi ve arkasındaki medya desteğidir. Venezuela dünyanın en büyük 5. petrol üreticisi ve ABD'ye en çok petrol ihraç eden 2. ülkedir. Venezuela'da sosyalist lider Hugo Chavez iktidara geldikten sonra petrol şirketlerini devletleştirmiş ve ülkesini ABD'nin arka bahçesi olmaktan kurtarma çabasına girişmiştir. Bunun karşılığında statülerini kaybetmek istemeyen elitler ve işbirlikçi muhalefet ciddi bir medya savaşı başlatarak halkın fikirlerini manipüle etmeye çalışmışlardır. 2002 yılında iki İrlandalı gazetecinin çektiği “The Revolution Will Not Be Televised”  (Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak) belgeseline yansıyan görüntüler medyanın kitleler üzerindeki etkisini çok açık ve çarpıcı şekilde gözler önüne sermektedir. Ayrıca bu belgesel medyanın iki kimliğini de gözler önüne sermektedir. İktidar-muhalefet çatışmasındaki iki farklı kişiliğini ve gerçekleri istediği gibi gösterebilme yeteneğini. Ancak açık ve net bir şekilde bir başka gerçeği daha ortaya koymaktadır. Medyanın taraf tutma özelliğini. Medya'yı oluşturanların da birer birey olduğunu ve her birinin kendi adına bir taraf olduğunu unutmamamız gerekliliğini de bizlere tekrar hatırlatır niteliktedir.
                Uzak coğrafyalardan kendi ülkemize gelecek olursak medyanın toplum üzerindeki etkisini görmek için çok da fazla bir çaba sarf etmemize gerek olmadığı kanısındayım. Cunta hükümetlerinin darbeyi yapmaya dönemin en büyük medya organı TRT'den başladığı bilinen bir gerçektir. Siyasi amaçlar uğruna gazetelerin kapatıldığı, medya yazarlarının hapsedildiği ve daha acısı katledildiği bir toplumda medyanın sadece insanları bilgilendiren, eğlendiren ve zamanlarını geçirmeye yardımcı olan bir araç olduğunu düşünmek pek de mantıklı olmasa gerek. Güçler ayrılığı ilkesinin medya eliyle birleştirildiği, emperyalist oyunların medya aracılığıyla gizlendiği, gerçek gündem olduğu yerde acı acı bağırırken suni gündemlerle toplumun uyutulduğu ve her geçen gün biri birinden ayrıştırıldığı bir coğrafyada medyanın masumiyetinden bahsedemeyiz. Tekel işçilerinin 15 Aralık 2009 tarihinde başlayan haklı eylemlerine sessiz kalan medya organlarının suni gündemler yaratarak gerçekleri saklama konusundaki uzmanlığı sanırım ortadadır. Hükümet kanadının toplumu aldatıcı beyanları ile neredeyse suçlu ilan edilen emekçiler zor şartlar altında hak mücadelelerini bir kaç medya kuruluşu dışında tamamen destekten yoksun yürütmektedir. Peki hiç bunun tersini düşündünüz mü? Manşetlerden inmeyen eylemcileri ve arkalarındaki medya desteğini.
                Medya araçları aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve cinsel statükonun da koruyucusu ve kollayıcısıdır çoğu zaman. Elitlerin savaşında taraf olan ve toplumun ihtiyaçlarını göz ardı eden, toplumsal tabulara dokunmaktan ısrarla kaçınan ve kadın erkek ilişkilerinde erkek baskın modellemeleri hala topluma dayatan araçlar değil midir medya araçları? Kendi coğrafyamızda aileleri tarafından eğitim hakkından bile yoksun görünen kızların hala bir öküzden değersiz olduğunu göremememizin sebebi eksik enformasyon değil midir? İşgal altındaki ülkelerde birer cinsel köle haline dönüştürülen kadınların gerçekleri nasıl saklanıyor bizlerden? İş hayatı ve kariyer yalanları altında toplumların ücretli kölelik yapmasını sağlayan sistem nasıl işliyor medya olmadan? Bütün bu gerçekleri saklayan ve bizleri yanıltma, yönlendirme çabasında olan medya kuruluşları her an her tarafımızı kaplamış durumdadır.  
                Medya araçları iyi kullanıldığı zaman kullanıcısına karşılaştırma ve yorum olanaklarını ardına kadar sunmaktadır aslında. Ancak bir önemli gerçek de medya araçlarının doğru bilgiye ulaşmak için sadece araçlardan biri olabileceğidir. Okumayan, araştırmayan, incelemeyen ve tüm bilgi birikimini bulvar gazeteleri ve televizyonlardan elde etmiş bir toplumun gerçeklere ne kadar ulaşabileceği tartışma konusudur. Peki tüm bunları tekrar düşündüğümüz de medya içimizdeki bir zararlı mıdır? Bizi öğüten ve zihnimizi bulandıran bir ilaç mıdır? Sadece bizi uyutan afyon mudur?
                Medyanın tüm kitlesel zararlarının yanında kitlesel aydınlanmaya da ciddi faydası olduğu bir gerçektir aslında. Ama maalesef yine yanlı bir tutum altında. Toplumsal bilinçlenmeye faydası olan sağlık programları, belgeseller ve tartışma programları radyo ve televizyon aracılığı ile ciddi araştırma dizileri yazılı medya yolu ile bizlere sunuluyor her geçen gün. Fakat güvenilirlikleri konusunda net bir yargıya varmak pek de mümkün değildir. Son dönemde hakkında epey spekülatif haberler duyduğumuz H1N1 salgınının aslında yapay bir salgın olduğu kanısı bir çoğumuzun sahip olduğu bir kanı. Özellikle son dönemde ortaya çıkan bazı istatistik  veriler virüsün mevsimsel grip virüsünden daha az öldürücü olduğunu bize göstermiştir. Ancak dünya toplumunda yaratılan panik ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü)' nun bu panikteki rolü WHO'nun güvenilirliğini sorgulamamıza sebep olmuştur. Medya yoluyla salınan bu korku dalgası ilaç kartellerinin hükümetlerle milyarlarca liralık ilaç sözleşmeleri imzalamasını sağlamıştır. Newsweek Türkiye dergisi 10 Mayıs 2009 tarihli 18. sayısında kapaktan verdiği makalesinde olası bir H1N1 salgınını Orta çağ Avrupa'sındaki sıtma ve verem salgınlarıyla kıyaslamış ve kitlesel ölümlerden bahsetmiştir. Yine aynı makalenin bir parçasında da virüsün mutasyona uğramış bir cins olduğunu ve yüksek bulaşıcılık oranı olduğundan uzun uzadıya bahsedilmiştir. Yine bir diğer parçada hava alanları mercek altına alınmış ve risk noktalar olarak gösterilmiştir. Avrupa toplumları, kitleleri korku ve endişe altına almaya çalışan karteller tarafından hükümetlerin eliyle bastırılmıştır. Sonucunda gelen ilaç sözleşmeleri ve elde kalan milyonlarca aşı. Yine de kampanyalar başarıya ulaşmamış aşılanma oranları çok düşük değerlerde kalmasına rağmen beklenen ölüm oranları gerçekleşmemiştir. Aşı olan insanların ciddi sağlık problemleri yaşamaları da toplumdaki şüpheyi  arttırmış ve spekülasyon olarak değerlendirilen tezlere daha bir ilgiyle bakılmaya başlanmıştır. Bazı Avrupalı bakanlar kandırıldıklarını itiraf etmiştir. Ancak medya Newsweek örneğinde olduğu gibi uyarıcı habercilik maskesinin altında kitlelerden istediğini almıştır. “Kitlelerin, yapılanlar karşısındaki tepkisizliğini.”
                Toplumumuzdaki veya dünya toplumlarındaki tepkisizliğin en büyük oyuncusu medyadır. Ancak diğer başka bir gerçek ise bunu engellemenin en önemli yolu da medyadan geçmektedir.        
                  ( Bu yazıyı 2010 yılı başında yazmıştım. Dolayısıyla verdiğim bazı örnekler güncelliğini an itibari ile yitirmiş görünebilir. Örneğin Tekel işçileri direnişi. Ancak bir noktada da savunduğum tezi destekler bazı doneler sunmaktadır da. Tekel işçilerinin direnişini medyanın ne kadar sahipsiz bıraktığı ortadadır. Bir kaç gün öncesine kadar Türk Metal-İş sendikasının kendisine bağlı işçilerin haklarını patronlarla beraber nasıl gasp etmeye çalıştığı ve buna itiraz eden sendikalılarına nasıl şiddet uyguladığı ortada olmasına rağmen medyada kendine yer bulamamıştır. Büyük bir inşaat firmasının yaptığı orman talanına o firmadan sayfa sayfa, dakika dakika reklam alan medya kurumları pek bir sessiz kalmıştır. İçiçe geçmiş ilişkiler yumağında gerçeklere hakim olabilmek için olaylara bir adım geriden bakmakta fayda vardır bence.)
Spastik!!!

10 Ekim 2012 Çarşamba

NOKTA.


İnsanları anlıyorum. Çoluğa çocuğa karıştılar. Geçim derdi tabi bir yandan. Çocuğunun maması, kıyafeti, evinin kirası, yakacağı. Korkuyorlar kaybetmekten bunları. Aç kalmaktan değil de aç kalmasından evlatlarının. Zaten bu düzen hizaya sokuyor insanları. Nereye hizalarsan oraya hem de. Ama kaybediyor çocuklar ekmek kadar su kadar önemli şeyleri. Aydınlığı kaybediyor mesela. Gerçekleri kaybediyor. Yazık. Çok yazık ama olsun. Kızmıyorum ben size. O yüzden ben direniyorum. Sizin yerinize de. Az ya da çok fakat hiçten iyidir yine.
Bir de körler var. Onlara denecek pek bir söz yok. Körlükleri gözlerinde değil zihinlerinde çünkü. Hala taktığında takıştırdığında sadece aklı. Hala sadece yediğinde içtiğinde. Sanırlar ki şimdi gözüm var yaptığında ettiğinde. Ama olsun kızmıyorum onlara da. Fakirliklerinin beyinlerindeki, tek suçlusu onlar değil.
Bir de faydalananlar var. Onlar iki yüzlü olanlar. Tecahül-i Arif gibiler ama nükteleri eksik. Eh, karakteri bozuk olanın nüktesi olmaz ki zaten. Olsa olsa noktası olur. Tek bir noktası ama. Kahramanlar gibi üç noktayla bitmez hikayeleri. Sayfalar arasına sıkışır ve sonsuza kadar hapsedilir tek noktalı bir mühürle.
SpAstik!!!