"Olasılıksız" bir olasılık ve yanılsamalar!
Hiç hayatınızın bir yanılsamadan ibaret olabileceğini
düşündünüz mü? Var olduğunu düşündüğümüz şeylerin aslında var olmadığını. Bu
olasılığın kulaklarımıza ne kadar “olasılıksız” geldiğinin ben de farkındayım ancak
yine de bir olasılık olmadığı anlamına gelmez. İşte şimdi elimdeki bu durumdan
yola çıkarak bu “olasılıksız” olasılığın nasıl bir şey olabileceğinden
bahsedeceğim.
İlk aklıma gelen senaryo Wachowski kardeşlerin 1999
yapımı Matrix'ini çağrıştırsa da aslında tamamen
farklı temeller üzerine kurulmuştu. Benim olasılığımın temelinde insanların
yaşadıklarını sandıkları yerde bir varlıklarının olmaması yatıyor. Bu
“olasılıksız” olasılığın, filmdeki durumdan temelde ayrışması burada başlıyor.
Çünkü Wachowski kardeşler Matrix'de bir dünya varlığını kabul ediyorlardı.
Maddi bir bütün içinde yaratılmış sanal bir gerçeklikten bahsediyorlardı. Peki
hiç düşündünüz mü? Ya o maddi bütün yoksa? Ya “Dünya” yoksa. Yıldızlar, güneş
sistemleri, galaksiler, uzay yoksa. Nefes aldığımız hava, içtiğimiz su yoksa.
Bizlerin sonsuzluk olarak bildiğimiz büyük boşluk gerçek sonsuzluğun içinde bir
hiçse. Zamandan arındırılmış, maddeden arındırılmış bir enerji demeti. Büyük
sonsuzluktaki en ufak yapı taşı belki de.
Sanırım hiç birimize, boşluğun içindeki boşlukta bir
enerji demeti olma olasılığımız pek mantıklı gelmedi. Çünkü madde kavramından
bağımsız düşünemiyoruz “yaşam” kavramını. Zaman ve mekana bağımlıyız yaşayabilmek
için. Varlığımızı maddi bütünden ayırıp çıkartamayacak şekilde programlanmış
beynimiz. Maddi ihtiyaçlarımıza karşılık yaratabilmek için maddi çevreyi
kullanmak zorundayız ve maddi ihtiyaçlarımızı tatmin etmek bizim için çok
önemli. Bunlardan da vazgeçebilmemiz pek kolay değil açıkçası. Bu yüzden mekana
ve zamana bağlı olmayan bir dünya mantığımıza sığmıyor. Ancak bir şeyi düşünmek
için illa ki mantığımıza sığmasına da gerek yok.
Peki biz neden zaman ve mekandan sıyrılamıyoruz? Neden
bu şekilde programlanmışız? Yoksa yaşadığımız mekan ve zaman bir yanılsama mı?
Sorulabilecek soruların miktarı ve çeşitliliği konusunda sayısal bir sınır
olmamakla beraber maalesef bu soruların pek azına kendimce yanıtlar
bulabiliyorum. Mevcut koşullarda sanırım aklımıza gelen sorulara yanıt
aramaktan çok kendimize daha fazla soru sormamız duruma daha derin
bakabilmemizi sağlayabilir.
Yanılsama karanlığın içinde, en derininde gizleniyor.
Biz ise karanlığın içinde kayıp ruhlar, enerji demetleri halinde bir aradayız.
Karanlıkta ne zaman ne mekan işlevsel. Enerjilerimiz bizi yanılsamalarla
donatmış. Bizleri mekana ve zamana bağlayarak hapsetmişler. Bizi bir arada
tutarak, benliğimiz olan enerjimizi korumamız planlanmış ve bizler en küçük
yapı taşlarıyız belki de karanlığın, belki de en temeli. Enerjilerimiz besliyor
sonsuzluğu ve bu sonsuzluk sonsuz sayıda ve sonsuz çeşitlilikteki enerji
kümelerinin oluşturduğu bir enerji sistemi aslında. Denge içinse her bir küme
çok önemli. Bu kümelerinde işlevselliği için bir arada kalmaları ve kümeleri
oluşturabilme yeteneklerini devam ettirebilmeleri önem kazanıyor. Peki bizi bir
arada tutmak bu kadar önemliyse bir arada tutmayı nasıl başarıyorlar. Tabii ki
bir mekan ve zaman yanılsaması oluşturarak. Dolayısıyla karanlığın içindeki çeşitlilik
olasılığı göz önüne alınınca insan aklının her şeyi algılamasının neden çok güç
olduğu da açığa çıkıyor. Kendi yanılsamamızı bile çözememişken bu sonsuz
çeşitliliği nasıl görebiliriz ki zaten!
Mevcut senaryonun temeli, başta anlattığım gibi
tanıdık bir film kurgusu gibi olsa da aslında tamamen mekandan ve zamandan
feragat eden daha fizik ötesi bir “olasılıksız” olasılığa dayanıyor. Karanlık
bir sonsuzda mekandan ve zamandan uzak bir temele. Kocaman bir boşlukta.
Kimileri bu sonsuzu tanrı diye de tanımlar ancak ben olaya kesinlikle bu
noktadan bakmıyorum bu sebeple durumu yorumlamaktan kaçınmak istiyorum. Her
insan içindeki bu boşluk korkusuyla yaşamıştır hep, bu boşluğun korkusuyla.
Bazıları ise bu boşluk korkusu için yaşamıştır. Ama hep “olasılıksız” olasılık
vardır. Buradan bağlantı yapacak olursak anlatmak istediğim “olasılıksız”
olasılık için yukarıdaki senaryoyu örnek gösterebiliriz.
Senaryodan bağımsız bir hayat gerçeği gibi duruma
bakmak gerekirse o zaman ortaya tek bir sonuç çıkıyor. Dünyada uğruna
yaptığımız, çalıştığımız, öldüğümüz, öldürdüğümüz her şey yalan, her şey
yanıltmaca. Çünkü dünya bir yanıltmaca. Evet, biliyorum. Bu olasılığı kabul
etmek gerçekten mantıklı değil. Çünkü mekan ve zaman olmayan bir yerde
olduğumuzu öyle olsa bile bilmek istemeyiz herhalde. Aslında bunu bilmememiz
bir arada kalma olasılığımızı da arttırıyor. Bunu sağlamanın yöntemi ise az şey
bilinmesini sağlamaktır. Ama artık bu söz konusu değil. Bilim daha çok şey
öğrenecek. Büyük olasılıkla tüm gerçeği öğrenemeden dünyanın kendini yenilemesi
gerekecek ve insan ırkı yeryüzünden silinecek. Olmayan yeryüzünden. İşte bu
durumda şu sonuç da senaryomuzun sonunu oluşturuyor. İnsan ırkı yok olmayacak.
Algıladığımız mekan ve zaman kavramları yok olacak. Yani yanılsamalarımız yok
olacak. Farklı bir yanılsama olarak geri dönmek üzere...
Spastik!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder